“İçimden geldiği gibi sevdim seni.”
Hesapsızdı bu sevgi. Ne yarını düşündüm, ne de başıma ne gelir diye tarttım. Kalbimde ne varsa, korkmadan koydum önüne. Kendimi saklamadım, eksiltmedim; olduğum gibi geldim. Sevmek buysa, ben seni tam da böyle sevdim. Yanlışlarım oldu belki ama asla sahte olmadım. Rol yapmadım, yarım sevmedim, kaçmadım. Bazen kelimelerim yetmedi sana, bazen sustum. Ama bil ki sustuğum her anın içinde bile sen vardın.
Sana alışmak kolay oldu; çünkü kalbim seni hiç yabancı saymadı. Ama senden vazgeçmek… İşte o, insanın sırtına dünyanın en ağır yükünü alması gibi. Şimdi bu satırları yazarken içimde kocaman bir boşluk var. Ne koysam dolmuyor, ne eklesem yetmiyor. Sesini koysam yetmeyecek, anılarını koysam taşacak bir boşluk bu. İnsan en çok, alıştığı yoklukla sınanıyormuş; bunu senden sonra öğrendim.
Belki eksik sevdim, belki yanlış zamanda, belki de fazla derin… Ama seni sevmekten hiç pişman olmadım. Gözlerim doluyorsa sebebi pişmanlık değil. Canım acıyor evet, çok acıyor… Ama bu acı, gerçek bir şeye dokunduğumun kanıtı gibi.
Zaman geçecek, biliyorum. Günler akacak, hayat benden güçlü olmamı isteyecek. Ben de devam edeceğim. Ama içimde senden kalan bir yer hep eksik kalacak. Bazı şarkılar yarım bitecek, bazı geceler uzun sürecek. Kalabalıkların içinde durup bir anda yalnız hissedeceğim; çünkü insan en çok, sevdiği kişinin yokluğunda yalnız kalıyor.
Sana söyleyemediğim, dilimin ucunda kalıp geri dönen, “şimdi sırası değil” dediğim cümleler var. Belki söyleseydim hiçbir şey değişmeyecekti, belki de her şey… Ama artık ihtimallerin bile can yakmadığı bir noktadayım. Şimdi gidiyorum. Ardımda yarım cümleler, söylenememiş kelimeler ve gecelere sığmayan düşünceler bırakıyorum.
Belki bir gün adımı duyduğunda kalbinde hafif bir sızı olur, belki hiç olmaz… Ama bil ki sen, benim içimde hep bir “keşke” olarak kalacaksın. Bu bir veda. Sessiz, yorgun ve gözleri biraz ıslak bir veda…
Seni, içimden geldiği gibi sevmiş olmanın hüznüyle…

Yorum bırakın