Bazı insanlar hayatlarını anlatırken isimlerini kullanır.
Ben ise bir kuşun adını seçtim.
Çünkü bazı hikayeler insan isimlerine sığmaz.
Beni çoğu kişi ismimle değil “Albatros” diye tanır.
Bazıları bunun sadece bir lakap olduğunu düşünür.
Ama benim için bu isim geçmişimde bıraktığım izlerin ve içimde taşıdığım sessiz fırtınaların bir sembolü.
Hayat bazen insanı öyle uzaklara savurur ki geri dönüp baktığında yürüdüğün yolların çoğunu yalnız geçtiğini fark edersin. İşte o zaman kendini gökyüzünde süzülen bir albatros gibi hissedersin.
Albatroslar kilometrelerce yol uçar.
Bazen günlerce kanat çırpmadan rüzgarın taşıdığı yönde ilerlerler.
Onların gücü hızlarında değil sabırlarında saklıdır.
Benim hikayem de biraz böyle.
Geçmişte yaşadığım bazı şeyler bana şunu öğretti.
Her yara insanı biraz daha derinleştirir.
Her hayal kırıklığı insana yeni bir gökyüzü gösterir.
Bazı insanlar hayatımıza kısa bir rüzgar gibi girer.
Bazıları ise bir fırtına bırakır ardında.
Ama sonunda insan yine kendi gökyüzüne döner.
Ben de o yüzden Albatros oldum.
Çünkü albatroslar yalnız uçmayı bilir.
Ama yalnızlık onların zayıflığı değil özgürlüğüdür.
Belki de bu yüzden yazıyorum. Yazdığım her satır geçmişimin bir parçasını içimde kalan bir duyguyu yarım kalmış bir cümleyi gökyüzüne bırakmak gibi.
Eğer bir gün yazılarımda kendinizden bir parça bulursanız bilin kibir albatros daha uzaklardan geçmiştir gökyüzünüzden.
Ve belki de hepimiz… kendi hikayemizin albatrosuyuz.
İçimdeki Albatros

Bir Cevap Yazın